28 Şubat 2009

bir cuma gecesi sporu olarak pilates


cuma gecesi saat 2 sularında ne yapmak uygun kaçmaz?

a)gecelerde çılgın atmak / evde alkol tüketmek
b)uyumak
c)mallamış bir şekilde televizyona/bilgisayara bakmak
d)seeeks, seeeks, seeeeeeeks
e)ebru şallı ile pilates

bu ülkede cuma gecesini tv8'de ebru şallı ile pilates yaparak geçiren insanlar var. halimize şükredelim.

"kalçayı sıkmazsak hiçbir anlamı yok. sık kalçayı, sık sık sık sık..."

Daddy Cool


we're crazy like a fool
what about it daddy cool

05 Şubat 2009

teknoloji ile sınavım

teknoloji konusunda iyi değilim. bilgisayarlardan anlamam, 7 yıldır aynı bilgisayarı kullanmakla beraber bunun son 4 yılını upgrade planlarıyla geçirmişimdir. artık bilgisayarıma uyumlu parçaların piyasada olmadığını anlamam ve kabullenmem için bile çok zaman geçmesi gerekti.

bu kadar para verip aldığımız birşeyin (kompüter) bizlerden daha zeki ve çok daha sorunsuz olması gerekmez mi ha gerekmez mi? yeri geldiğinde ihtiyaçlarımı düşünmesi, bana bakması hatta ben bozulunca beni tamir etmesi... herşey tek yönlü şu zalım teknoloji dünyasında. aman efendim upgrade, yok efendim kafam karıştı bi format, kıl oldu, tüy oldu, o program onunla çalşımaz, bu oyun şununla çalışmaz, bunu indir, ötekini kaldır, diğerini güncelle...

YETER ULAN!

herneyse, yine bilgisayarımın 15 dakikada açılmaya ve bir seferde 3'ten fazla program çalıştırınca bozuk atmaya başladığı bir dönemde o korktuğum kelimeyle karşı karşıya kaldım: FORMAT. şimdi hallettikten sonra "o kadar da zor değilmiş lan" dememe rağmen ne çektiğimi ben biliyorum.

herşeyden önce her format döneminde taaa windows 98 döneminden kalan eski bir bilgi aklıma gelir ve bir bilge gibi sakalımı kaşıyarak şunu derim: "hmm, fotmat disketi hazırlamak gerek."


ne münesebet efendim, ne münasebet. artık uzay çağındayız, kalmadı disket falan. koyuyosun xp cd'sini, bilgisayarı bios'tan cd-rom ile başlatıyorsun (işte başlıyor), sonra restart atınca adımları takip ediyorsun. biz windows 98 çocuğuyuz, koyar mı bize. hey yavrum hey.

bu ruh haliyle formatı atıyorum ve muzaffer bir edayla 800X600 çözünürlükteki bomboş masaüstüme bakıyorum. çok kolay oldu lan. bill gates akıllı olsun!

kolay oldu sanıyorum ama asıl olayın kıllısı şimdi başlıyor. bi kere bu ikonlar bu kadar büyük olmaz. ekran kartı driver cd'si arıyoruz. tüm odayı dağıtmak pahasına buluyoruz ve bu iş halloluyor. sesi de ufak bir sinir harbi sonrasında hallediyorum. internet kısmı her seferinde beni çok zorluyor. sanırım yaşadığım o sıkıntılı anları bilinçaltıma itiyorum, o yüzden her seferinde baştan başlamam gerekiyor. ben sanmıştım ki adsl'e geçince her seferinde modem driver'ı yüklemekten kurtulurum. tak-bağlan. yok, yine yeni yeniden driver. eşşek kadar modem oldun, hala driver da driver diye ağlıyosun lan. yazıklar olsun.

evet kompüter, bu sana son ihtarım. bir daha uğraşmam formatla bokla püsürle, koyarım kapının önüne.

28 Ocak 2009

are you player? are you big player?


Yine pes'te kürşat efendi'ye karşı seri mağlubiyetler aldığım (genel tabirle "elime aldığım", ama ben bunu kullanmayı pek tercih etmiyorum) bir günün ardından bunun sebeplerini sorguladım kendi içimde. Bu kadar iyi bir futbol vizyonum ve mentalitem olmasına ve artık yavaş yavaş girdiğim pozisyonları da değerlendirmeye başlamama rağmen neden sürekli yeniliyordum? Araştırdım ve sebepleri bir bir buldum.

1- Savunma zaaflarım var. 4 atsam 5 yiyorum, hiç atamasam yine 5 yiyorum.
2- Bu kürşat ibnesi çok yüzdeli atıyo. Girdiği her pozisyon gol nerdeyse. Kapattığı köşeden....
3- Çabuk demoralize oluyorum.
4- Kürşat'la oynarken üzerimde kadıköy'de fener'in karşısına çıkmış mondragon ürkekliği, hasan şaş gerginliği var sürekli.
5- Ben istiyorum ki pes gerçek futbol gibi olsun. Oyun mantığına alışamıyorum. Rakibim çok kayınca siksik oluyorum. Gerçek futbolda bunlar yok.
6- Hakemler hep bana karşı.
7- Pas olayını çözemedim. Adamlar kafasına göre atıyo pasları. Burnunun dibinde adam var lan, kör müsün?
8- Kol bozuk.
9- Del Piero. Adeta futbolunun ikinci baharında. Yatacak yerin yok Alessandro!
10- Tüm "hayrettin demirbaş"lar beni buluyo. Hayrettin yapmaaaa... Hay-ret-tin yapma!

Yoksa çok iyiyim. Yardımlaşma, çok güzel kombinezonlar, kollektif uyum, hakanşükürtipipivotsantrfor, bloklar arası bağlantı... Hepsi var ama şans yok. Yoksa ohoooo...

24 Aralık 2008

emercensi çıkış

sayın blog takipçileri, belki yan taraftaki "izleyiciler" kısmına göre pek kalabalık değilsiniz ama yine de oradakinden çok daha kalabalık olduğunuzu biliyorum.

blogumuz an itibariyle ağlama duvarına dönüşmüştür. "emergency exit" tabelalarını takip ederek tek sıra halinde blogu terk edebilirsiniz. canını seven kaçsın!

işkence diye ben buna derim

it's never over, my kingdom for a kiss upon her shoulder
it's never over, all my riches for her smiles when i slept so soft against her
it's never over, all my blood for the sweetness of her laughter
it's never over, she's the tear that hangs inside my soul forever

romantizm ve aşk kullanışsızdır. ve tek bir anın romantizmi bütün hayatınızı mahvedebilir. alkol tüketimine hız kazandırır, kişiliğinizi değiştirir, o "ağlamaya hazır bir bomba" ifadesini suratınıza kalıcı olarak yerleştirir ve dramatize etme yeteneğinize +36 bonus verir.

peki size soruyorum, bu gibi durumlarda jeff buckley'in boks şampiyonu komiserden farkı nedir?

22 Aralık 2008

en iyi ninniler

herkesin dönem dönem yaşadığı uykusuzluk problemi şu sıralar biraz abartılı şekilde bende baş gösterdi. postumuzun konusu da bu gibi zamanlarda ılık süte eşlik edecek en iyi şarkılar. ben kendi listemi yapıyorum, sizler de ekleyiniz ki burada kendi kendime konuşuyormuş gibi hissetmeyeyim kendimi.

Ben Harper - When She Believes
Jack Johnson - Adrift
Jeff Buckley - I Know It's Over (aslen bir smiths şarkısıdır)
Incubus - Aqueous Transmission
Louis Armstrong - La Vie En Rose
Bob Marley - Stir It Up (arkada sürekli sakin sakin çalan wah'lı gitarlar, esneme gibi.)
Miles Davis - You're My Everything
Norah Jones - Come Away With Me (aslında ilk iki albümündeki tüm şarkılar ideal)
Pearl Jam - Around The Bend (yanlış hatırlamıyorsam eddie vedder bunu kızına ninni olarak yazmıştı)
Radiohead - No Surprises
Red Hot Chili Peppers - Road Trippin
Eddie Vedder - Guaranteed (into the wild'ın soundtrack albümünde)

ben kendime bir bardak süt koyup geliyorum.

21 Aralık 2008

varolmanın dayanılmaz ağırlığı

iddia ediyorum ki, hayat dediğimiz şeyin özü kötüdür. bazen birileri gelip onu güzel ve yaşamaya değer kılabilir ama unutmamamız gereken şey insan doğasından dolayı bunun çok uzun sürmeyeceğidir. keza her insan kendini biraz daha fazla sever ve çoğu hayatlarında kendinden daha önemli birine yer olmadığını düşünür. şu anda yanındaki insanın varlığı sana böyle olmadığını düşündürebilir ama emin ol, hepimiz acınacak derecede yalnızız. bir insanın lanetlendiği an, mutluluğunun bir başkasına bağlandığı andır.

evet artur amca; hepimiz doğduk, acı çekiyoruz ve yalnız öleceğiz. bu çok açık.

15 Aralık 2008

reload




ilk post'un tarihine bakarsanız eğer, yeni yeni teşrif etmekte olduğunuz blogun aslında 9 (dokuz) aylık bir tarihi olduğunu görebilirsiniz. bu görkemli dokuz ay boyunca blogumdan haberdar olarak takip etme şansını yakalayan şanslı kişi(ler) benim başarısız edebi denemelerime ve sık ağlamalarıma (şair burada ışıl özfidan'a sesleniyordu) maruz kaldılar, kendilerini kutluyorum.

ışıl ve benimle ilgili olanların sizi ilgilendirmediğini ve edebiyat denemelerimin de acı verici olduğunu düşünerek postların büyük çoğunluğunu (birkaç tanesine kıyamadım, bazıları da formata uyduğu için kaldırmadım) kaldırdım. yeni bir başlangıç yapıyorum. yemek sanatı, futbol ve tabii ki hayatımda yarattığım mini mini trajedilerimle muhteşem bir blog sizleri bekliyor. hatta siyaset de yazabilirim. blog alemlerine yeni bir hıncalhaşmeticlalbabaoğluaydınuluç olarak doğmayı planlıyorum.

aslında en başta başlarken kendi kendime blog başlangıç yazısı yazmayacağıma söz vermiştim, ama bugün geldiğim noktada kendimi gaza getirme ihtiyacı duyuyorum. hoş, benim bu iş yapma azmim ve ısrarcı yapım sayesinde bu blogda daha çok "bu kez ciddi başlıyorum, kesin bak" yazısıyla karşılaşabiliriz. tanrı hepimizi bundan korusun.

evet, savul den-hur, donuna doldur arınpaşa, sen de anca sosyal tespitler yap bop... i'm back!

20 Ekim 2008

ah harun vah harun



hayatımızda "çarpık,alaycı harun tekin gülüşü" diye bir gerçek var ne yazık ki. hani "hah, sen onu benim külahıma anlat. o kadar zekiyim ki yemiyorum bunların hiçbirini. ne kadar bilinçli ve farkındayım, kahretsin." bakışı...

ah harun ah..
ne habersin,
ne türksün,
ne ayaksın?